Kayıtlar

mythology etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Aphrodite Efsaneleri: Adonis

Resim
🔺Aphrodite’in sonraki gözdesi, yakışıklı ve genç avcı Adonis oldu. Adonis avının peşinden korkusuzca koştururdu, öyle ki tanrıça onun emniyeti için kaygılanırdı. Avcılığı bırakması ve tüm günü onunla geçirmesi için ısrar etti. Adonis, Aphrodite ile geçirdiği zamanı çok sevse de ormanlarda gezinmek de onun için vazgeçilmez bir tutkuydu. Hiçbir ısrar onu avcılıktan vazgeçiremezdi. Bir gün Adonis bir yaban domuzunun peşindeydi. Hayvanın yaralı olduğunu sanarak cesurca yanına yaklaştı, fakat domuz aniden üzerine geldi ve uzun sivri dişlerini genç avcının böğrüne sapladı. Adonis ormanda can çekişirken, Aphrodite o günkü avın trajik sonunu haber aldı ve onu kurtarmak için yanına koşturdu. Yumuşak tenini yırtan ve kanını çiçekler üzerine saçan dikenli çalılara ve canının yanmasına aldırış etmeden olabildiğince hızla ilerliyordu. Adonis’in yanına vardığında artık yapabileceği bir şey kalmamıştı, Adonis kendisini öpüp okşayan Aphrodite’e tepki veremiyordu. Cansız bedenini kolları arasın...

Olymposlu Büyükler: Aphrodite (Lat. Venus)

Resim
🔺 Homeros'a göre, Zeus ile Dione'nin kızıdır. Hesiodos ise Theogonia'sında onun, Uranos'un Kronos tarafından kesilen erkeklik organlarından doğduğunu söyler. Ak çeliğin kestiği hayalara gelince; Dalgalı denize atar atmaz onları, Gittiler engine doğru uzun zaman. Bir kız türeyiverdi bu ak köpükten. önce kutsal Kythera'ya uğradı bu kız, Oradan da denizle çevrili Kıbrıs'a gitti. Orada karaya çıktı güzeller güzeli tanrıça, Yürüdükçe yeşil çimenler fışkırıyordu Narin ayaklarının bastığı yerden. Aphrodite dediler ona tanrılar ve insanlar, Bir köpükten doğmuş olduğu için. (Çev.: A. Erhat- S. Eyüboğlu) 🔺 Aphrodite'ye eşlik eden, onun alayını oluşturan varlıklar arasında Eros başta gelmektedir. Eros adına Homeros'ta rastlamıyoruz. Hesiodos, Theogonia'da, Eros'un Khaos'tan doğduğunu söyler. Başka efsaneler onu, Aphrodite ve Ares'in oğlu olarak gösterirler. Efsane, keskin biçimini geç bir çağda kazanır. Annesine karşı bile acımas...

Hephaistos Efsaneleri: Akhilleus'a Yardım

Resim
Akhilleus 🔺Troya savaşı sırasında, çok kanlı bir çarpışmada, Troyalıların önderi Hektor, Akhilleus'un en sevdiği arkadaşı Patroklos'u öldürür. Yunanlı önder Agamennon'a kızgın olan Akhilleus, savaştan çekilmiş ve silahlarını ve zırhını Patroklos'a vermiştir. Patroklos'u öldürdükten sonra, silahlarını ve zırhını soyar ve zafer işareti olarak kendisi giyinir. Akhilleus, arkadaşının öcünü almak için bile savaşa giremez, çünkü silahsızdır. Bunun üzerine annesi Thetis, ateş tanrısı Hephaistos'a gider ve şöyle der: İşte dizlerine sarılıyorum, yalvarıyorum sana şimdi kısa ömürlü oğluma bir kalkan, bir tolga ver, bir zırh yap ona, iyi uyan topukluklar, güzel dizlikler. Troyalılar elinde can veren dostu hepsinden etti onu Oğlum da şimdi yere serilmiş kıvranıyor tas içinde.  🔺Hephaistos, kendisini kurtarıp büyüten gümüş ayaklı tanrıça Thetis için elinden geleni esirgemez. Dört yanı işli büyük bir kalkan yapar önce; sonra ateşin ışıltısından daha parlak bir ...

Olymposlu Büyükler: Hephaistos (Lat. Vulcanus)

Resim
🔺 Ateş tanrısı Hephaistos, Homeros'a göre Zeus ile Hera'nın oğludur. Hesiodos, onun sadece Hera'dan doğduğunu söyler. Zeus'un alnından Athena'yı çıkarmasına öfkelenen Hera, hiç kimseyle birlikte olmadan, yalnızca hıncının ve öfkesinin bir ürünü olarak, ateş tanrısını doğurmuştur.  🔺 Hephaistos, Troya savaşıyla ilgili bir tartışmada annesinin tarafını tutar. Buna kızan tanrılar kralı, Hephaistos'u bacağından yakaladığı gibi gökten aşağı atar. Hephaistos, tam bir gün yuvarlandıktan sonra, güneş batarken düşer Lemnos adasına. Bu kaza sonunda topal kalır Ateş tanrısı. 🔺 Ayrıca, çirkindir de. A ma topallığına ve çirkinliğine rağmen, üç güzel tanrıçaya kocalık etmiştir. İlyada'da onu, Kharit'lerden Kharis (Zarafet) ile evli olarak görüyoruz. Odysseia'da Aphrodite 'in kocasıdır. Ares ile ilgili bölümde, Aphrodite'in, kocası Hephaistos'u savaş tanrısı Ares ile nasıl aldattığını anlatmıştım. Hesiodos, Kharit'lerin en genci Aglai ...

Mitolojik Takvimde Bu Ay: Şubat

Resim
🔺 Şubat-Februarius-Gamelion/Anthesterion 🔺 Şubat/ Februarius adını, Latince temizlenmek arınmak anlamındaki " februare "den almıştır. Bu aya kısalığı sebebiyle "Kısa Kuyruklu Ay" ve havaların kararsız olmasından dolayı "Sarhoş Ay" da denmektedir. Yılın diğer aylarından farklı olarak 28, dört yılda bir de 29 gelen Şubat'ın bu durumu bir söylence ile açıklanmaktadır. Buna göre; Ocak, Şubat ve Mart birlikte içmek üzere şaraplarını tek bir küpün içerisine koymuşlar. Şarabını küpe ilk koyan Şubat olmuş ve küpün altındaki şarap kendisinin olduğundan bir kurnazlık yaparak küpün altını delmiş ve kendi payını gizlice içmiş. Şubat'ın hilesini farkeden Ocak ve Mart ondan birer gün almak şartıyla bu kurnazlığın acısını çıkartmışlar. Bundan dolayı da Şubat ayı 28 gün kalmış.  🔺  Şubat'ın 29 gün geldiği yıllara "artık yıl" denir ve bu yıllarda yapılan işlerin (evlilik, tohum ekimi vb.) rast gitmeyeceğine inanılır. 🔺 Şubat ayı Ro...

Hermes Efsaneleri: Apollon'un İnekleri

Resim
🔺Hermes doğar doğmaz ilk kitarayı yaptıktan sonra, öğleye doğru karnı acıkır. Her yeni doğan çocuk gibi yaygarayı basıp ağlayacak yerde, yiyeceğini kendi aramaya koyulur. Akşama doğru Pieria'da Apollon'un hayvanlarını otlattığı yere varır. Oradan 50 inek çalar. Hırsızlığı belli olup da peşine düşmesinler diye, ineklerin nallarını söküp ters çakar. Kendisi de ağaç dallarından ördüğü sandalları giyerek gerisin geri yürür. Yolda rastladığı bir ihtiyara onu gördüğünü söylediği takdirde, başına gelecekleri hatırlatır. Sonunda, ay doğarken, ineklerle birlikte Alpheios ırmağına varır. İneklere su içirdikten sonra bir mağaraya kapatır. En semizlerinden ikisini kesip 12 eşit parçaya ayırır. Kızartıp 12 Büyük tanrıya sunar. Kızarmış etin hoş kokusu ağzının suyunu akıtmasına karşın nefsine hakim olmayı başarır. Hayvanların derisini bir kayaya asar, geri kalan etleri bırakır, kelle ve bacakları yakar. Ateşi söndürür, sandalları Apheios'un sularına atar ve eve dönmeye karar verir. ...

Ares Efsaneleri: Roma'nın Kuruluşu

Resim
Savaş konusunda çok tutkulu olsa da, tüm ölümsüzler gibi Ares de aşka tutkundu; yalnızca altın saçlı Aphrodite’nin değil , aynı zamanda Hestia bakirelerinden Rhea Silvia ’nın da sadık sevgilisiydi.  Kendini tanrıça Hestia’ya adayan bu genç kız tapınaktaki görevini tamama erdirene dek hiçbir aşk sözcüğüne kulak vermedi; kutsal yeminlerini bozmanın cezası diri diri gömülmekti. Fakat Ares ısrarcıydı ve nihayet Rhea Silvia teslim oldu. Evliliğini gizli tuttu ve ikiz oğulları Romulus ile Remus ’un doğumuna dek tapınakta yaşamaya devam etti. Ailesi, kızlarının Hestia’nın sunağında yanan ateş huzurunda verdiği kutsal sözü bozduğunu öğrenince bu suçun gerektirdiği cezayı çekmesini talep etti. Böylece gecenin bir vakti genç kızı alıp tapınaktaki bir yeraltı mahzenine götürdüler ve böylesi trajik durumlar için hazırlanmış bir duvara hapsettiler. Çocukları gayrimeşru bellendiğinden vahşi hayvanlara yem olmaları için ormana terk edildiler. Fakat Romulus ile Remus ölmediler; b...

Olymposlu Büyükler: Ares (Lat.Mars)

Resim
Athena aklın yönettiği savaşı simgelediği halde, Ares çılgın savaşı, körü körüne çarpışmayı, amaçsız kıyımı simgeler. Zeus Hera’dan olma bu uğursuz oğlunu şöyle niteler İlyada’da: “En iğrendiğim tanrısın sen, Hep hırgür, kavga, savaş işin gücün Ele avuca sığmaz huysuzluğun, biliyorum, Anadan gelme sana, Hera’dan.” Aphrodite, topal ve çirkin kocası Hephaistos’u Ares ile aldatır.   Ares, savaş alanlarında, ölüm saçan varlıkların eşliğinde dolaşıp durur. Yanında kızkardeşi Eris (Kavga), Aphrodite’den olma iki oğlu Deimos (Bozgun) ve Phobos (Korku, Yılgı), savaş ve yıkım tanrıçası Enyo, şiddetli ölüm tanrıçaları Keres’ler ve kargaşanın simgesi Kudoimos bulunur. Homeros’ta “dev cüsseli” diye anlatılır Ares. Başlıca simgesi mızraktır. Arkaik vazolarda sakallı ve tepeden tırnağa silahlı olarak gösterilir. Daha sonraki heykellerde, idealleştirilmiş çıplak bir gençtir. Savaş niteliğinde sadece miğferi kalmıştır. Daha çok oturmuş olarak ve düşünceli düşünceli önüne ...

Artemis Efsaneleri: Endymion

Resim
Artemis yalnızca nam salmış bir avcı değil, aynı zamanda ay tanrıçasıydı. Gündüz vakti perileri ile ormanlarda dolaşır, geceleri ise parlak ay arabasıyla yıldızlarla kaplı gökyüzünü bir baştan diğerine kateder ve hafif ışığıyla aydınlanan yerler haricinde karanlıkta uyuyan dünyaya bakardı.  Apollon yorgun atlarını batı kapılarından içeri sürer sürmez ve alacakaranlık tepelerin üzerinde ilerlemeye başlar başlamaz, Artemis sütbeyaz atların çektiği gümüş arabasına çıkar ve gece boyu sürecek seferine başlardı. Her gece bu yolculuğu yapıyor olsa da, Artemis bu seferden bıkmaz usanmazdı, saatler geçtikçe gözleri önünde açılan, derin uykudaki dünyaya olan hayranlığı ise hiç azalmazdı. Bir akşam sessizce manzarayı seyrederken, ay ışığıyla aydınlanan otlarla kaplı bir tepede yüzünü gökyüzüne çevirmiş uzanan bir çoban gördü. Artemis şıpsevdi değilse de, uyurken gördüğü  Endymion'un güzelliğine hayran kaldı ve içini kaplayan tuhaf bir histen dolayı onun yanında olmayı arzu etti. B...

Artemis Efsaneleri: Orion

Resim
Tüm gün sadık köpeği Sirius ile ormanlarda gezinen Orion da en az Artemis kadar coşkulu bir avcı ydı. Bir sabah ormanda bir geyiği hevesle takip ediyordu, ansızın şafak vaktinde başladıkları uzun ve zorlu avın ardından dinlenmekte olan Artemis’in perileri Yedi Kız Kardeş’e (Ülker ya da Pleiadlar olarak da bilinirler) rastladı. Güzelliklerine hayran kalan Orion yanlarına yaklaşınca, periler onlara uzanan kollarından korkarak ürkerek ormanın derinliklerine doğru koşuşturdular. Actaeon’un başına gelenleri hatırlamanın bir caydıramadığı avcı uçan perileri takip etti. Tüm hızlarına rağmen avcının kendilerine yaklaştığını gören periler Artemis’ten yardım istediler; derhal yedi beyaz güvercine dönüştürüldüler ve Orion’un şaşkın bakışları arasında göğe yükseldiler. Daha sonra yedi parlak yıldıza dönüşüp sonsuza dek yerleştikleri gökyüzünde bir yıldız kümesi haline geldiler. Düşüncesiz arzuları nedeniyle başına herhangi bir felaket gelmeyen Orion şafak vaktinden günün son ışıklarına k...

Artemis Efsaneleri: Actaeon

Resim
Nerede vahşi geyikler geziniyor ve insan eli değmemiş uçsuz bucaksız ormanlar uzanıyorsa, orada Artemis yorulmak nedir bilmeden av peşinde koşardı. Alevlerle kaplı güneş arabasının ilk ışığı tepelerin üzerine düşer düşmez, kısa tuniğini kuşanır ve altın yayını kaptığı gibi o günün avı için perileriyle birlikte yola çıkardı. Kovalamacanın yorgunluğuyla öğle vakti dağ pınarlarının şırıl şırıl aktığı ve yaprakların bir perde gibi etrafını sardığı tenha bir köşe arardı. Bir gün bakireleriyle birlikte serin suların tadını çıkarıyorken, ağaçların arasından gelen bir çıtırtı işittiler. Sesin geldiği yöne baktıklarında kendilerini izleyen genç bir avcı farkettiler. Bu, şafaktan beri geyiği bir başına takip eden Actaeon ’du. Akarsuya yaklaştıkça cıvıl cıvıl genç kız gülüşmelerini işitmiş ve meraka kapılmıştı. Neşe dolu gülüşlerin kaynağını öğrenmek için görüşünü engelleyen dalları iki yana ayırdı. Artemis ve perilerini fark ettiğinde büyük bir dehşete kapıldı; ancak çalılar arasında gözd...

Artemis Efsaneleri: Niobe

Resim
Apollon ve Artemis’in çocukluğu boyunca tanrıça Leto, Delos Adası’nda mutlu  bir yaşam sürdü. Çocukları büyüdükçe, Delos sahillerine yolu düşen herkese onların güç ve güzelliğinden bahsetti. Leto’nun çocuklarını duymayan ne bir köy ne de bir mezra kalmıştı. Yunan anneler geceleri çocuklarını uyuturken, denizlerin uzak bir noktasında yer alan, üzerinde çayırlardaki tüm çiçeklerden daha güzel, biri kız biri erkek iki kardeşin yaşadığı bir adanın olağanüstü öykülerini anlatırlardı. "Niobe kalan son evladına kendini siper etmeyi denedi" Leto çocuklarının şöhretiyle gurur duyar ve her yerde övünürdü. Bu iddiasına karşı çıkan annelerin sayısı pek azdı ve bu itirazlarını yüksek sesle de dile getiremezlerdi. Fakat hepsinden daha gözü pek olan biri vardı; açık yüreklilikle tanrıçanın böbürlenmesine gülüyor ve övünebileceği yalnızca iki çocuğu olmasıyla alay ediyordu. Bu, 14 çocuk annesi ve bir Yunan prensesi olan Niobe idi. Çocuklarının yedisi erkek, yedisi kızdı ve her bir...

Apollon Efsaneleri: Daphne

Resim
Apollon zavallı Clytie'ye karşı sergilediği taş kalpliliğinin cezasını güzeller güzeli orman perisi Daphne'nin aşkına talip olup umduğunu bulamayarak çekti.  Bir gün Apollon ormanda gezinmekteydi, ansızın çiçek toplayan Daphne'ye rastladı. Daphne'nin güzelliği ve zarafeti karşısında öyle büyülendi ki onun aşkını dünyadaki her şeyden daha çok arzuladı . Onu ürkütmemek için hiç kıpırdamadan hafifçe ismini fısıldadı. Sesi duyan peri hızlıca arkasını dönerek ürkek gözleriyle ona baktı. Apollon tekrar hafif bir ses tonuyla konuşup kendisinin ne bir avcı ne de bir çoban olduğnu, bu yüzden korkmasına gerek olmadığını söylerken, Daphne'nin içini korku ve şaşkınlık kapladı. Apollon'un ısrarcılığından ürken Daphne yine de uzak durdu; Apollon daha da ileri gidip yanına yaklaşmayı denediğinde ise ormanın iç kısımlarına doğru koştu. Reddedilmesine öfkelenen tanrı onu takip etti; peri ne kadar hızlı koştuysa da onu kazanmak için her zamankinden daha kararlı olan takip...

Apollon Efsaneleri: Clytie

Resim
Clytie Tasviri Ölümlüler arasında pek çok güzel genç kız vardı; bu kızlar yüce gökyüzünden kendilerine kur yapmak için inen genç tanrı Apollon'un ilgisine karşılık vermeye gönülden razıydılar. Clytie Tasviri Her sabah ateşten atlarının çektiği arabasıyla gökyüzünde bir uçtan diğerine geçerken, bir genç kız iç geçirerek tepesinden süzülen parıltıyı seyre durur, görkemli Apollon'un kendisine bakması için dua ederdi. Bu duaların yanıtsız kaldığı çok enderdi; fakat nadiren de olsa aşkına karşılık bulamayan genç kızlar kara sevdadan eriyip muma dönerdi.  Haşmetli tanrıya tapan fakat aşkının karşılığını alamayan bir genç kız da Clytie idi. Bütün gözyaşı ve iç çekişlerine rağmen bulduğu tek şey soğukluk oldu. Her gün Apollon'u karşılamak için şafak sökmeden uyanır tüm gün, ta ki son gün ışığı tepelerin ardında kaybolana kadar onu izlerdi. Lakin genç tanrı kızın acısına duyarsız kaldı. Clytie üzüntüden öyle sararıp soldu ki, Zeus ışıkları nereyi aydınlatırsa aydı...

Apollon Efsaneleri: Marsias

Resim
Arachne'nin başına gelenler tanrılara şirk koşanlara yeterince ibret olmamış olacak ki Marsias adındaki bir genç kibrine yenik düşerek flüt çalmadaki ustalığıyla böbürlenmekte hatta kendini Apollon ile bir tutmaktaydı. Marsias doğuştan bir müzisyen değildi, bir çoban olarak -bazı kaynaklarda bir satir olarak- dünyaya gelmişti.  Kırsalda bir nehir kenarına oturmuş sürüsünü otlatıyorken  yakınlardan gelen bir müzik sesi duyduğu güne dek ömründe ne bir flüt görmüş ne de sesini duymuştu. Bu müzisyenin kim olduğunu merak etse de onu ürkütmemek için oturup bekledi; hemen ardından akıntı Marsias'ın ömründe hiç görmediği bir şey -bir flüt- getirdi. Hemen sudan çekip aldı fakat müzik kesilmişti; böylece müziğin elinde tuttuğu tuhaf şeyden geldiğini anlamıştı. Flüdü dudaklarına dayadı ve aynı hoş melodi kulaklarını doldurdu. Flüt her insanın kullanabileceği bir şey değildi, bu güzel enstürman bizzat Athena'ya aitti. Tanrıça akarsuyun kenarına gizlenmiş flüt çalmadaki becerisini sın...

Olymposlu Büyükler: Apollon (Lat.Apollo)

Resim
Apollon tanrının asıl doğuş yeri Anadolu kıyıları , yani Lykia ve özellikle Lykia'da tanrının doğduğu kent sayılan Patara'dır, ama sonradan önce adalarda, sonra Yunanistan'da kültü yayılınca bir çok yerler tanrıya beşik olma şerefini elde etmek için efsaneler düzdürmüşlerdir, bunların arasında başta gelen ve en çokda tutulan Delos efsanesi... (Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü 1989,s.51) Leto (Lat. Latona), Zeus'la birleşerek Apollon ve Artemis'i doğurur. Leto gebe kalınca, ya doğacak güçlü tanrıdan ya da amansız Hera'nın hışımından korktukları için, hiçbir ülke kabul etmez onu. Bir sığınak bulmadan oradan oraya sürüklenen Leto'yu sadece Delos adası kabul eder. Fakat bir koşulla: Delos, kıyılarını denizin dövdüğü, kayalık ve kısır bir topraktır. Doğacak tanrının ilk tapınağı burada kurulacaktır ve tanrı, adadan hiçbir şey esirgemeyecektir. Leto, bütün bunların gerçekleşeceğine, Gaia, Uranos, ve Styks adına ant içer. Leto’nun çilesi bununla da bit...

Athena Efsaneleri: Arachne

Resim
Dokumadaki becerisiyle övünen Arachne adlı bir genç kız yaşardı dünyada, dünyanın hiçbir yerinde dengi olmadığıyla böbürlenirdi. Birileri ne zaman onunla konuşsa, her vakit yalnız bu becerisinden söz ederdi. Ne zaman ki bir yabancı dinlenmek üzere kapısının önünde dursa hemen ona dokumalarını gösterir ve seyahati boyunca daha iyisine rastlayıp rastlamadığını sorardı. Çok geçmeden kendisini bu söylediklerine o kadar inandırdı ki kendini tanrıça Athena ile mukayese etmek gafletine düştü. Bu gözü karalığı karşısında ürken ve bunların Athena'nın kulağına gitmesinden endişelenen dostları kibrine kapılmaması için ona yalvardı. Fakat Arachne gözünü daha da karartıp tanrıçaya meydan okumaktan çekinmeyeceğini açıkça dile getirdi. Bu sözleri Apollon'un kuzgunu işitti ve derhalduyup gördüklerini anlatmak için Olympos'a uçtu.  Athena Arachne'nın kibrinden haberdardi ancak umursamaya tenezzül etmemişti. Lakin ölümlü bir kızın tanrıçadan üstün olduğunu iddia ettiğini duyunca onu ...

Olymposlu Büyükler: Athena (Lat.Minerva)

Resim
Athena'nın doğuşu Metis, Zeus'un ilk karısıdır. Çakır gözlü bu tanrıçayı Zeus, Athena'yı doğuracağı sırada yutmuştur; çünkü Gaia ile Uranos, Metis'ten doğacak erkek çocuğun babasını tahttan indireceğini bildirmişlerdir. Zeus bir gün yanına Hephaistos'u çağırır ve geçmek bilmeyen baş ağrısına bir çözüm olarak, Hephaistos'un baltasıyla başına vurmasını emreder. Hephaistos vurduğu anda kuvvetli ışıklar ara sından altın gibi parlayan zırhlara bürünmüş Athena doğar.   Zeus'un çocukları arasında en çok Athena'yı sevdiği söylenir. Bu nedenle, kalkanını ve yakıcı şimşeğini yalnız onun taşımasına izin verirmiş.  Athena, doğru, haklı savaşın tanrıçasıdır. Onun için kullanılan Pallas sıfatının kökeni pek açık değildir. Yunanca "pallo" kargı sallamak,atmak kökünden gelebileceği gibi, bakire anlamına gelen bir kökle de ilişkili olabilir. Bir gün tanrılar yeryüzündeki kentleri aralarında paylaşmak isterler. Ama Athena ile Poseidon arasında anlaşmazl...

Zeus'un İlişkileri-Part II

Resim
Boğa kılığındaki Zeus ve Europa 6. Zeus ve Europa Europa, Fenikye krali Agenor’un kızıdır. Bir gün arkadaşlarıyla bilikte deniz kıyısında eğlenirken, güzel ve uysal bir boğa görür. Yaklaşıp okşar boğayı. Hayvanın okşandıkça yere çöktüğünü görünce, üstüne biner ve boynuzlarını çiçeklerle süsler. Oysa bunca güzel ve çekici boğa, hayvan kılığına girmiş Zeus’tan başkası değildir. Nitekim birden doğrulur, sırtında çığlıklar atan avıyla, dalgalara atılır. Büyük bir hızla koşmaya başlar. O koştukça dalgalar iki yana açılıp yol verir. Peşinden deniz tanrıları Nereidler, borularını öttüren Triton’lar ve Poseidon onlara eşlik eder. Sulardan ve çevresinde kaynaşan bu yaratıklardan korkan Europa, düşmemek için bir eliyle boğanın boynuzuna sarılır, öteki eliyle de ıslanmasın diye mor eteğini tutar.  Girit Adası’nda durup sevişirler. Bu birleşmeden Minos ve Rhadamanthys doğar. Kuğukuşu Zeus ve Leda 7. Zeus ve Leda Sparta kralı Tyndareos ‘un karısı Leda’yı, bir gölde yıkanırken, be...